Sanki kafamın içinde bir şeyler çok yüksekten yere düşüş gibi bir ses.
Sonra konuşmaya başlıyor O.
Senlibenliyiz. Oldukça laubali hatta.
Büyük bir cüretle her yaptığımın hesabını soruyor bana.
Rahat rahat düşünemiyorum artık. Çünkü O duyuyor hepsini.
Sanki ne istediğime karar vermeme izin veriyormuş gibi, dalga geçiyor seçimlerimle. Hislerime bile güvenemiyorum. Sanki O karar veriyor ne hissedeceğime.
İçimde bir yerde O. Kaçamayacağım kadar yakında.
Hayatım boyunca yalnızlığımdan şikayet edişime lanet edilmiş gibi. Her dakika dibimde.
Sonunda benden sıkılıp, çekip gideceğine inanıyorum.
Kollarını iki yana açmış çıplak ayaklı bir yalnızlık taşıyorum.Tek başınalığın tarifiyle beyaz olan herşey siliyor gözümde,sormadan edemiyorum gri neyimize yetmiyor.Üstesinden gelemediğim duygularımın tuşlarına sertçe basıyorum.Çıkardığı seslerle anlatılan hikayenin sonuna gelirken birikenleri ayıkla.Soğuk bir sudan geçir.Sağnak bir yağmurda ıslanmayan insanlar gibiyim içimden geçmiyor hissettiklerim.Başka bir şehirde aynı zamanı paylaştığımı bildiğim herkesin içimde yarattığı kalabalıktan hoşnut değilim.
Dün gece bir rüya gördüm.Uyanıp silindin ya.Anladım askın benim yarattığım bir masaldan ibaret değil.Davetsiz bir misafir olduğumu unutmadan,uzat elini.Kırılabilirim.Parmak uçlarınla dokun aşkıma.
Susma bir şey söyle biraz olsun yardım et,
Gelemiyorum üstesinden ben bu duygunun tek başına
Susma sen sustun ya yanlızlık çöktü üstüme..
Anladım bu rüya anladım bu son veda..
Her gece hayalimde çiziyorum resmini,her halini..
Fikrine sürgün sesine hasret..
Sabah olup uyanınca silinip de gidiyorsun ya, tek başına..
Uçmaktan korksan bile o uçağı indirebilecek gücün varsa o zaman güçlüsündür..
Cesaretin kırıldığı halde yapıştırılan bir şey olduğunu anlamam epey küçük olduğum zamanlar rastlar...Bu fikri kendime alıştırdığımda da yüreğimden geçen hiçbir sözü esirgemedim..Bazen öyle kızıyorum ki yanaklarım al al oluyor belli etmiyorum sanıyorum..
Sanırım beni komik bulmaları da şekerimsi inkarlarımdan..Pardon ona inat diyorlar ve ben hiç büyümemeyi bu yüzden çikolata kadar seviyorum…Ona dayanamıyorum sevdiğim insanların bana “pamuk şekerim” demelerine de...
Büyümüyorum la la la..İtirazı olan versin bebeklerimi alsın misketlerini.Banane...Konuyu dağıtıyorum mikrodalga gibiyim insanın içini ısıtıyorum ama soğuk da yenebiliyorum galiba...Lezzetimi sormak lazım bilemiyorum.:))
Salıncakta sallanırken bir şarkıda geçen yes I would kısmını bağırırarak söylemek istiyorum..Saçlarımı tara…Bir öpücük kondur..Ben ağlasam bile yüzüme bakma döktüğüm bu kirpikler de senin biliyosun ama…Sen yine “pamuk şekerim” de bana..
Alışmıştım hayatı keyifle içime çekmeye. ne değişti?
Hayat, aynı hayat.
Haksızlık hep bana doğru geliyordu son zamanlarda… Hala geliyor aslında… 3 sarı kartım var. Oyunda kalmak istedikçe, üstüme geliyor herşey… Kasti faul yapacak bile oluyorum. 1 maç da olsa kaçırmaya hakkım yok ama, biliyorum.
Bu karanlık havada, hep ileri bakmaya çalışıyorum. Ee tabi, eski alışkanlıklar bırakmıyor yakamı. Karanlıkta, neyi gördüğünü fark edebilir ki insan? Bir mucize oldu…
Karanlıkta umut gördüm...
Umut dolu bir bulut, bana doğru üflenince tozlarıyla büyülendiğim...
İçime çektiğimde; en keyif aldığım o serin rüzgarı, en sevdiğim evcilik oyununu, en sıcak tarçınlı kurabiyeyi, en tatlı anne öpücüğünü, en güzel siyah beyaz fotoğraf karesini, en huzurlu kar gösterisini, en mutlu uçan balon efsanesini... Hepsi doldu hücrelerime…
Gecenin bir köründeyim şuan. Pencereden baktığımda etraftaki ağaçlara karışmış sis var dışarı da… Karanlıkta ormana yayılan sisten korkarım çok. her an her yerden bir şey çıkabilir tabi… Bir yandan kaloriferin yanındaki minderlerde yorgunluğumdan kurtulmaya çalışıyorum.Frank Sinatra sayesinde ne kadar çok özlediğim olduğunu fark ettim. Eski günleri o kadar çok özledim ki şuanda… Sabrımın zorlandığı çoğu zaman, aklıma 1-2 sıcak ve güzel şey geldiğinde hemen gözlerimden 1-2 sıcak damla akıyor… Şimdi olduğu gibi..
* Herkes yağmurdan kaçarken bizim hazırlanıp dışarı çıkmalarımızı özledim.
* Kurulan hayallerin, bir papatyayla bile gerçekleşebileceği günleri özledim.
* Küçücük ellerimle, babamın baş parmağını tutup onunla gezmeyi özledim.
* Bisiklet şampiyonu olmayı özledim.
* Her gün eve yara bere içinde gelmeyi özledim.
* Her saklambaç sonunda kurt olmayı özledim.
* Sokak köpeklerini yıkamak için komşunun balkonundan leğen, evden de deterjan çalıp var gücümle, tertemiz yapmak için uğraşacak kadar saf olmayı özledim.
* Odaların duvarlarına ketçapla bir sürü şekil yapmayı özledim.
* Her an gülmeyi, özledim.
* Ders çalışıyormuş gibi yapıp odada kendi kendime sessiz şarkılar söylemeyi özledim.
* Ağlarken gözyaşlarımın su gibi akmasını bile özledim.
Bunların hiçbiri bir yere kaybolmadı. içimde bir kenarda bekliyorlar. Hala kendi kendime huzur üretebilme nedenlerim hepsi.
Birinden bonibon almayalı o kadar uzun zaman oldu ki..
Almıyorsun gönlümü al bari:) çayın yanına şeker..Senin yanına ben desem..Yine de sana az gelir mi..Bilmem..
Adımların yavaş ben hızlı koşuyorum..Sen görüyor kolumdan tutuyorsun..Yolun yarısına geldim yuvarlanıp kalkıp saydım zamanımı yeniden..Boşlukları doldur,böle uzak durmayı nasıl becerebiliyosun..
Noktayım üstüne virgül çek..Lolipop'u dişlerimin arasında eziyorum bisiklete binmeyi düşleyerek..Büyüdükçe çocuklaşıyor muyum..Tuhaflaşıyorum belki..Seni tanıdıkça bazı cümleleri kurmakta daha da zorlanıyorum sanki..
He hey..tıngır mıngır..Kal yanımda..Gitme sakın uzaklaşma..Ne kadar gidersen bir o kadar kalamazsın anlamadın sen beni hala..
İnadına seviyorum her defasında..Yapılanları asla unutmuyorum ya kendime bayılıyorum..Emin ol;bi o kadar da sana..
Küçükken dinlediğimiz şarkılar vardı 90'lı yıllarda... Melodisini severdik,sesi severdik,dinler geçerdik...
Dün 90'ların şarkılarına göz geçirdim... Küçükken laylaylom diye dinlediğim hepsini ezbere bildiğim şarkıların sözlerinin ne kadar gerçek olduğunu 24 ünden sonra anlama fırsatı buldum...
Ah o kadın şarkıları..
Sibel alaşın adamı,
Renginin aldatık'ı
Sertabın incelikler yüzünden'i
Harun Kolçak şarkıları meğer ne anlamlıymış ne duygu yüklüymüş...
İncindim, incitildim derinden,terkettim kendimi,
Tesadüfen karşılaştım içimde kendimle yeniden,
Bir minicik kız çocuğu bak duruyor orada hala
Anlatamam gördüklerimi o neşeli çocuğa...
Artık beni asla yaralayamaz hayat eğer istemezsem
Yıllar beni kolay yakalayamaz ben durup beklemezsem...
Bir Sertab klibi geliyor gözümün önüne siyah-beyaz küçük bir kız çocuğu oynuyor annesi-babasıyla...
İçimden çok şey geçiyor, Yaşarın şarkısında dediği gibi içimde volta atıyor pişmanlıklar, küçük bir kız çocuğu o yıllardan bana bakıyor ... Selam olsun sana küçük kız...
Kalbim kırıklarla dolu olsa da gel bir gün buluşalım sek sek oynayalım seninle o çocukluğumuzun geçtiği yokuş aşağı sokakta...
Özlemlere doluyum
Ağlamaklara dolu
Ayrılıklara kapalı....
Yokluğuna açılacak
Takati yok perdelerimin.
Yeni hüzünlere
Çoktan kapattım kapıları.
Sayısını unuttum / gitmelerinin
Tekrar gitmek üzere / bana dönmelerinin.
Söyle!
Ben şu üç günlük ömre
Daha kaç ayrılık sığdırabilirim !
Söyledim ya / doluyum
Sattım ömrümün tüm koltuklarını
Her gece kapalı gişe.
Ama / sen
Gelmeyeceksen eğer,
(Bir tek ona yerim var)
Yalnız bir hüzün alabilirim.
Kâmuran Esen
Söylesem ah söyleyebilsem derdimi
Mehtap bir gecede açabilsem sana kalbimi
.Göreceksin seninle dolu
Desem, diyebilsem ki seviyorum seni
Çılgınca aşığım sana
Ama demem, diyemem
Çünkü aramızda dağlar, denizler
Ve benim o kahrolası gururum var
Bu böyle sürüp gidecek
Sen, seni sevdiğimi bilmeyecek, öğrenmeyeceksin
Ben her gece yıldızlara seni sevdiğimi söyleyeceğim
Sana asla...
Çünkü aramızda dağlar denizler
Ve benim o kahrolası gururum var
victor hugo
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?
victor hugo